90’ların başında, halamlar, Almanya’dan her gelişlerinde büyüklere uzun Marlboro veya Alaman çikolatası getirirken bana ve kuzenlerime de envai çeşit araba getirirlerdi. Demir arabalarımın sayısı misketleriminkinden fazlaydı. O sene, geçen senelerden farklı olarak, afili birşey geldi. 1/18 öçlülerde modellenmiş, uzaktan kumandalı gri BMW araba!

Annemin vitrinde durmasına izin verdiği, borcamların, tabak çanakların arasında farklı tek şey BMW’ydi. Oynayacağım zaman itinayla baş köşesinden alınır, halılar çekilip marleylerde kısa bir süre oynanır, kaldırırken de kumandasındaki pil akmasın diye çıkarılırdı. Araba o kadar değerliydi ki mahalledeki hiçbir arkadaşımın haberi bile yoktu varlığından. Sokağa sadece plastik veya demir arabaları çıkartıyordum. BMW benim için özeldi.

Bir gün, dışarı çıktığımda çok da özel olmadığını anlayıverdim. Yakın çevre dahil mahalledeki bütün veletler, merdivenlerin önüne toplanmış bağırıp çağırıyordu. Kalabalığa dahil olunca, ortada duran ilgi odağını gördüm ve kalakaldım. Uzaktan kumandalı gri BMW araba! Tekerleklerindeki tozlar hariç birebir benimkinin aynısı! Kumandayı elinde tutan Orhan’ın ön dişlerini hiç bu kadar net görmemiştir kimse. Çocuğa kızamadım da çünkü diğer çocuklar ondan daha da mutlu görünüyorlardı. Gönülsüz, ehe ehe diye bir süre durup, kimseye çaktırmadan eve gitmiştim. Annem mutfaktayken, vitrinin önünde hiç dokunmadan BMW’ye baktığımı, alıp sokağa çıkarsam mı ulan diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra tabi ki vazgeçmiştim. Tozlanmasın yazık.

Orhan, 9 aylıkta maçlarda falan iyiydi ama o günden sonra mahallede en popüler çocuk oldu. Yürüyüşü bile değişmişti. Ben de alalade bir çocuk olarak defanstaki hayatıma devam ettim. Şimdi bile, o günlerden birisine çevirip sorsam, uzaktan kumandalı gri BMW arabalı Orhan’ı hatırlar. Bende de vardı dersem de sallama der herhalde.

Bugün, 2015’lerin ortasındayız. Uzaktan kumandalı değil, gerçekten bir arabam var (BMW değil tabi) Oyunları artık mahallede değil bilgisayar veya konsol başında oynuyorum.

Sosyallik, yanında “medya” kelimesiyle anılıyor. Teşhir gayet doğallaştı, mahalle artık tüm dünya oldu. İnsanlar artık aklındakileri söylemeden önce tweet atıyor, doğum günleri Facebook’tan kutlanıyor, gidilen restoranlarda menüye bakılmadan önce check-in yapılıyor, yemekten tadılmadan çekilen fotoğraf instagrama koyuluyor.

Gittiğin konserde telefonuna hiç dokunmadan müziğin tadını çıkardıysan, sonraki gün kimse inanmaz senin orada olduğuna bile.

Mahalleye, diğer çocukların yanına iner gibi, Facebook’ta falan feed içerisinde gezinmeye başlayınca da eskisi gibi hissediyorum. Orhan ne yapıyor bilemem, “takip” etmiyorum ama eminim yine benden daha popülerdir. Olsun ne yapalım, amaç mutlu olmaksa herşeyin sonunda, çocukken de mutluydum, şimdi de.